Hepimizin tek derdi, diğer hepimiz olmuş. Hayatı monotonlaştırmak, sabit bir şekilde sonlandırmakta olası bir olay olmamasına rağmen insanlığın birçoğunun gerçekleştirdiği, lanet edilesi bir eylemdir maalesef ki. Sadece nefes alıp verenlere değinmiyorum bile. Uyan, kahvaltı yap, işe git, sıraya gir, otobüse bin, iş yerine koşuştur, saatlerce ağzına sıçılarak çalış, mutsuz ve somurtkan bir şekilde işten ayrıl, eve kendini zor at, hayvan gibi yemek ye, banyo yap, seviş, sırtını dön ve uyu. Yaşarken gayet cazip bulduğunuz bu kısır döngü ne kadar çarpıcı sizce ? Bunlardan mutlu olan biri varsa şayet, blog'umu kapatıp, kral tv izleyebilir. Memnun da kalırım.
Elbette sizlerden, su üzerinde koşun, 5 metre yüksekliğe zıplayın, kendinizi tırların altına atıp ne kadar acı içerisinde ölüp ölmediğinizi kontrol etmenizi beklemiyorum. Ne bileyim, kağıt kalem alıp, bir müzik eşliğinde, duygularınız nasıl hareket ediyorsa aynen o şekilde, bağımsız olarak onu çizgilerle kağıdınıza yansıtın. Endişesiz ve oldukça telaşsız bir vaziyette. Uyandığınız an bir alışkanlık edinin ve ayılana kadar kitap okuyun. Kitap okumayı bir eziyet olarak gören arkadaşların, bu eziyetten kurtulmak için zorunlu bir şekilde sayfalarca ilerleyeceklerini düşünüyorum. Akşamları öküz gibi tıkınmak yerine, kulaklığınız ve eşofmanlarınızı alıp bi yarım saatlik koşu gerçekleştirin. Hani o çürümüş kaslarınız harekete geçsin falan. Aşık olup, yıllarca bir kişiye odaklı cehennem gibi bir hayat sürmek yerine, farklı tatlara atılın. Folloş olmadan becerebilirseniz bu işi, ne hoş. Hiç yoksa, alın hergün bi belgesel izleyin mına koyim bunları ben mi söyliyeyim artık. Demek istediğim, değinmek istediğim tam olarak ; ''bu kadar, yaşamak için yaşamayın''. Fazlasını isteyin, ortaya koyduğunuz hiçbir olayla yetinmeyin. Gelişmeye, değişmeye her daim aç olun. Körelmeyin, hamlaşmayın. Ruhunuza layık olması için bedeninizi zorlayın.
Ne diyo lan bu dingil ?! diyecek hatta birkaçınız. Sizleri seviyorum ulan. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum ki, sizler gibi bariz örnekler olmasaydı ben bu kadar zorlayamazdım sınırlarımı. Tam olarak Tanrı'ya şükür sebeplerimdensiniz. Kısacası, hazır kozmik yıl 2012'deyiz, ölüm çok uzak değilken zarardan dönün ey eşırkım. Zaman cidden kötü, böyle giderse çük gibi yaşayarak ölmeye mahkum kalıp, kollayamayacaksınız götü.
İnsanlar aynı kısır döngü de ve işin garibi bundan rahatsız olanı da pek yok hatta bu sıradanlığı yakalamayanlar daha çok rahatsız gibi :)...
YanıtlaSilBenim düşüncem insanlar korkuyor tabuların dışına çıkmaktan farklılaşmaktan etiketleştirilmekten... Yaratılan insan duygusal anlamda yeterince güçlü ve cesur değil
Değişmek onlar için ölüm kadar korkunç bir yargı haline gelmiş. Asıl bu şekilde yaşadıkları halde öldüklerinin farkında bile değiller.
Sil